Döviz Kuru Altin Fiyatlari
Gazete Manşetleri
Anket
1 Kasım Seçimlerinde Hangi Partiye Oy Vermeyi Düşünüyorsunuz?

1 Kasım Seçimlerinde Hangi Partiye Oy Vermeyi Düşünüyorsunuz?

  • Ak Parti
  • CHP
  • MHP
  • HDP
  • SP
  • DİĞER
Faydalı Siteler
  • T.C Kimlik No
  • TSK
  • SGK İşlemleri
  • Motorlu Taşıtlar Vergi Sorgulama
  • Ev Telefonu Faturası
  • Turkcell Fatura
  • Vodafone Fatura
  • Avea Fatura
  • Tren Hareket Saatleri
  • Uçak Hareket Saatleri
  • Vapur ve Feribot Saati
Alıntı Yazarlar
Yazarlar
13.05.2012 12:34

Annem Benim!

Annem Benim!
Dünyaya gözlerimizi açtığımızda, konuşmaktan, yemekten, ayaklarımız üzerinde durmaktan velhasılı kendimizi bir sinekten bile korumaktan acizken, O merhametlilerin en merhametlisi olan Rabbim, bizi annemizin kollarına emanet etti. O ne güzel bir sığınaktı. Ne güzel bir liman: Süt limanı, sevgi limanı,şefkat limanı, dua limanı...

Onun kalbini okumak lazım önce, onu anlayabilmek için.Kalbini okuyabilmenin tek yolu ona  karşı beslediğimiz hüsn ü zan'dır. Ona karşı hüsn ü zan içerisinde bulunuyorsak eğer, bazen tsunami gibi kabaran öfkesinin sebebini çok iyi anlayabiliriz. Onun öfkesinde bile evladının iyiliği, menfaati vardır. Bu yüzden annemizle kapılarımızı kapatmamalıyız.Ondan daha şefkatli olabilecek bir varlık göremiyorum. O yalnız sütüyle değil dualarıyla da besleyip büyüttü bizi. En önemlisi de bu değil mi? Anne duası!

Annemi kaybedeli yıllar oldu.O varken kendimi dünyada başında tacı olan bir kraliçe gibi hissediyordum.En büyük sermayemdi. Şimdi  o yok. Ceplerim dolu olsa da , gönlümün her istediğini yapsam da,bedenimin, aklımın, en merkezi noktası bomboş, yapayalnız. Çünkü biliyorum ki uzakta olsam da  beni en çok hatırlayan annem vardı. Sevdiğim yemekle beni anan, konuştuğum sözcükle,oturduğum minderle eskimiş kıyafetimle, çocukluk hatıralarımla  beni anımsayan, durmaksızın, karşılık beklemeksizin arkamdan dua eden annem vardı. Aç kalışıma, geç gelişime, ateşimin çıkmasına, boğazımın ağrımasına, yüzümdeki hüzne annemden başka en çok kim kaygılanabilirdi.

Meme kanserine yakalanmıştı. Evliydim. Üç çocuğum vardı. Çorum'dan Bayburt'a onu ziyarete gitmiştim.Hasta yatağında yatıyordu. Zaten beyaz olan yüzü iyice beyazlamıştı. "Nasılsın,anne"demiştim. "İyiyim kızım, iyiyim."

Oysa ki ben iyi olmadığını biliyordum. Morfin iğnesinin de ağrılarını kesmediğini biliyordum. "İyi değilim" demeye utanan bir kadındı. Yüzüne mahzun mahzun baktığımızda en çok söylediği söz; " Ne yapayım, Allah'tan geldi." olmuştur. Ana yüreği, bizim ona vereceğimiz teselliyi o bize veriyordu; üzülmeyelim, isyan etmeyelim, diye.

Bir gece yarısı.Üzerim açılmış. Sağımdan soluma dönerken, annemin titrek ve cılız sesi geldi kulağıma."Kızım, üzerini iyi ört, hasta olmayın" Anne, anne sen neler diyorsun", dedim içimden." Son nefesini verinceye kadar anne kalmak zorunda mısın? Senin bizden başka derdin yok mu.? Bak işte, konuşacak mecalin kalmamış. Yastığın terden sırıl sıklam. Su bile içemiyorsun. Ne olur artık bizi düşünme." diyebilseydim.

Annem, okuma- yazma bilmezdi. Babası okula  yazdırmış,  ancak bir kaç gün gidebilmiş. Etraftan "kız çocuğu, okula gidip de nişanlısına mektup mu yazacak?" demişler. Bu vesileyle okula da gidememiş. Ancak çok iyi bir dinleyiciydi. Gazete okuduğum da bana "Ne yazıyor? Sesli oku da ben de dinleyeyim."derdi. Ben de çoğu zaman eve gelen gazeteleri seslice okurdum. Bununla da kalmadık. Bir gün okuduğum romanın  özetini anneme anlatmıştım. Annemin çok hoşuna gitmişti. O günden sonra elime aldığım  romanları  seslice okuyup annem de dinlemişti. O günler de bir paspas

örme furyası vardı. Ben kitabı elime aldığımda o da paspas örgüsünü eline alır, divanın üzerine kurulur, hem örer hem dinlerdi. Ansızın gelen misafir ve namazın dışında okuma ve dinleme faaliyetine kimse mani olamazdı.

Lise yıllarımdı.Anneme okuduğum  Ahmet Günbay Yıldız'ın 'Boşluk' romanı, Raif Cilasun'un  Bir Annenin Feryadı, Fahrettin Can'ın Kızım Ayşe'si, Oğlum Osman'ı, Ahmet Cemil Akıncı'nın Hz. Aişe'si, Hz. Hatice'si , Rabiatü'l Adeviyye'nin hayatı ve diğer sahabe hanımlarımızı anlatan kitaplar, hafızamdaki yerini hala koruyor.

Üniversite üçüncü sınıftaydım. Okuldan gelince aniden hastalanmıştım. Ayakta duracak mecalim yoktu. Mayıs ayı olmasına rağmen çok üşüyordum. Annem ve babam kollarıma girerek yatağa yatırdılar. Telaşla " doktora mı gitsek, doktor mu çağırtsak" derken aklıma gelen ölüm düşüncesiyle onlardan helallik de  istemiştim. "Anne", demiştim " Sizi üzmüş ve de kırmış olabilirim. Bana hakkınızı helal ediniz."  Sanki annemden duymak istediğim sözü duymak için mi hastalanmıştım? Bu rahatsızlık benim o ana kadar anneye babaya bakışımı değiştirmek için mi, yaşayacaksam eğer gevşemeden, pes etmeden, yılmadan, ümitsizliğe kapılmadan yaşamam gerektiğini öğrenmem için mi bana verilmişti.  Öyle gibiydi sanki ve ben annemden duymak istediğim o sözü de duymuştum. "Helâl olsun, kızım. Sen bizi hiç incitmedin. Allah'ta seni incitmesin".

Yıllar sonra ben bugün buradaysam,Allah'ın arzından hala nasipleniyorsam, Onun lütuflarına garkolmuşsam, bunu anneciğimin bana yaptığı  o samimi içten duaya borçluyum. O dua benim en büyük sermayem, cesaretim, güvenim, ümidim, her şeyim.

Epeyce de şakacıydı. Bayburt'tan Mersin' e  gelin olarak geleceğim gün hüzünlüydüm. Şimdikiler gibi ağzım kulaklarıma varamıyordu. Zira iki memleketin arası da çok uzaktı. Gözlerim dolu dolu, burnumu çekip duruyordum. Bana ;Rukiye, dedi." Neden ağlayıp duruyorsun? Kendin istedin yavrum. istersen gitmeyebilirsin".

der demez de gülmeye başlayıp beni de güldürmesini bilmişti. Ben bu kıza hiç doyamadım, demişti. Doğru düzgün bir arada olamadık. Okul, evlilik...Allah'tan hayırlısı bakalım, demişti. Ben de sana hiç doyamadım anneciğim. Sen dünyanın bütün nimetlerinden daha azizsin. Bunu seni kaybettikten sonra daha iyi anladım.

Hala senin dualarına muhtacım anne. Sen bizi merhametinle besleyip büyüttün. Allah da senden merhametini eksik etmesin, mekanın cennet olsun. Annem benim.

Rukiye GÜLŞEN

Yorumlar
Yorum Yaz
500 karakter kaldı...