Döviz Kuru Altin Fiyatlari
Gazete Manşetleri
Anket
1 Kasım Seçimlerinde Hangi Partiye Oy Vermeyi Düşünüyorsunuz?

1 Kasım Seçimlerinde Hangi Partiye Oy Vermeyi Düşünüyorsunuz?

  • Ak Parti
  • CHP
  • MHP
  • HDP
  • SP
  • DİĞER
Faydalı Siteler
  • T.C Kimlik No
  • TSK
  • SGK İşlemleri
  • Motorlu Taşıtlar Vergi Sorgulama
  • Ev Telefonu Faturası
  • Turkcell Fatura
  • Vodafone Fatura
  • Avea Fatura
  • Tren Hareket Saatleri
  • Uçak Hareket Saatleri
  • Vapur ve Feribot Saati
Alıntı Yazarlar
Yazarlar
20.04.2011 21:20

Edebiyatımızda Peygamber Sevgisi

Edebiyatımızda Peygamber Sevgisi
Onun isminin yazıldığı her satır gül kokuyor adeta. Kalem, hicranından gözyaşını damlatır. Parmaklar vecd ile kalemle buluşur. Dudaklar söylenmiş ve söylenecek kelimelerin en güzeli olan "Muhammed(as)i, Ahmed’i, Mahmud’u" telaffuz etmeyle şerefyab olur.

Bu günlerde Kutlu Doğum Haftası nedeniyle ilimizde ve ülkemizde bir dizi etkinlikler yapılmakta. Bu çorbada bir parça tuzumuz olsun düşüncesiyle sizlere edebiyatımızın o eşsiz bahçesinden derlediğim güllerden bir demet sunmak istiyorum.

Her biri ayrı birer yazı konusu olabilecek eser ve sanatçılar için fazla detaya inmenin yer ve zaman alabileceğini düşünerek örnekleri mümkün olduğunca kısa tutmaya çalıştım. Dilerim bugünün nesli, cafelerde zaman öldürmek yerine, haberleri olur da edebiyatımızın bu güzide bahçesinden gül devşirmeye başlar.

Peygamberimiz için naat ve methiyeler yazan ve ismini burada zikredemediğim ustalarımızdan bağışlanma diliyorum.

İlk olarak Yunus Emre’mizin kapısını çaldık. Çünkü ben daha okula bile başlamamışken, hiç mektep görmeyen rahmetli anamdan onun ilahilerini dinlerdim."Çağırayım Mevlam Seni" ilahisi belki de beşikteyken kulağımıza fısıldanmıştır. Belki de hiç görmediğimiz, tanımadığımız Peygamberimizi onun mısralarında duyarak tanımışızdır, sevmişimizdir.

"Araya araya bulsam izini

İzinin tozuna sürsem yüzümü

Hak nasip eylese görsem yüzünü

Ya Muhammed canım arzular seni

Gül yüzünü rüyamızda

Görelim ya RASULULLAH

Gül bahçene dünyamızda

Girelim ya Rasulullah"

Onun isminin yazıldığı her satır gül kokuyor adeta. Kalem, hicranından gözyaşını damlatır. Parmaklar vecd ile kalemle buluşur. Dudaklar söylenmiş ve söylenecek kelimelerin en güzeli olan "Muhammed(as)i,Ahmed’i, Mahmud’u" telaffuz etmeyle şerefyab olur.

Dünya literatürüne geçen ismi ney ile birlikte anılan aşk ve gönül adamı, Mevlana, Peygamberimiz(as) için şöyle der:

…"Meyve görünüşte ağaçtan doğmuştur. Ama hakikatte ağaç, meyveden vücut bulmuştur. Cenab-ı Mustafa bunun için "Ben, Adem(as)'den doğmuşumdur. Ama hakikatte onun atasıyım ben" buyurarak yaratılışta ilk olduğu gerçeğini açıklamıştır.

Mübarek gün ve gecelerde okunması gelenek haline gelen Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i de Efendimiz(as)'i evlerimize konuk eder.

…"Dediler oğlun gibi hiçbir oğul

Yaradılalı cihana gelmiş değil

Bu gelen İlm-i ledün sultanıdır

Bu gelen tevhid-i irfan kanıdır

Merhaba’dan

Merhaba ey padişahı du cihan(iki cihan)

Senin için oldu kavnile mekan

Ey gönüller derdinin dermanı sen

Ey yaradılmışların sultanı sen"

Süleyman Çelebi’nin tadını damağımızda bıraktığı bu dizelerinden sonra Sultan IV.Murat döneminde yaşayan düşünce ve hikmet şairi Nabi(1642-1712) ile ilgili bir anekdotu sizlerle paylaşmadan geçemeyeceğim.

1678 senesinde Sultandan izin alarak hac için yola çıkan Nabi, Hicaz yakınına gelinceye kadar Peygamber Efendimize olan aşkından dolayı hiç uyumamıştır.

Medine’ye yaklaştıkları bir gece, kafiledeki bir devlet büyüğünün ayaklarını kıbleye doğru uzatarak uyuduğunu görür. Yetkiliyi uyandıracak bir sesle şu naatı söyler:

"Sakın terk-i edebden, kuy-ı mahbub-ı Huda’dır bu

Nazargah-ı İlahidir, Makam-ı Mustafa’dır bu

Habib-i Kibriya’nın hab-gahıdır fazilette

Teveffuk-kerde-i arş-ı cenab-ı Kibriya’dır bu

Bu hakim pertevinden oldu deycur-i adem zail

İmadın açtı mevcudat dü çeşmin tutiyadır bu

Felekde mah-ı nev Bab’üs Selam’ın ine-çakidir

Bunun kandili Cevza Matla-ı nur-i ziyadır bu

Müraat-ı edeb şartıyla gir Nabi bu dergaha

Metaf-ı kudsiyadır buse-gah-ı enbiyadır bu."

Açıklaması:

Edebi terk etmekten sakın. Zira burası Allah ü Teala’nın sevgilisi olan Peygamber Efendimizin bulunduğu yerdir. Bu yer, Hak Teala’nın nazar evi, Rasül-i Ekrem’in makamıdır. Burası Cenab-ı Hakk’ın sevgilisinin istirahat ettikleri yerdir. Fazilet yönünden düşünülürse Allah ü Teala’nın arşının en üstündedir. Bu mübarek yerin mukaddes toprağının parlaklığından yokluk karanlıkları sona erdi. Yaratılmışlar iki gözünü körlükten açtı. Zira burası kör gözlere şifa veren sürmedir.

Gökyüzündeki yeni ay onun kapısının yüreği yaralı aşığıdır. Gökyüzündeki oğlak yıldız bile o Peygamberin nurundan doğmaktadır.

Zira burası büyük meleklerin etrafında pervane olduğu ve peygamberlerin hürmetle eğilerek öptüğü tavaf yeridir.

Nabi’nin yanındaki o yüksek rütbeli kişi, bu mısraların ne manaya geldiğini anlar. Hemen ayaklarını toplayarak doğrulur ve "Ne zaman yazdın bunu? Senden ve benden başka duyan oldu mu? Der. Yusuf Nabi de;

"Daha önce söylememiştim. Şu anda sizi bu durumda uzanmış görünce elimde olmayarak yüksek sesle söylemeye başladım. İkimizden başka bilen yok," der.

Bu sözler üzerine o kişi rahat bir nefes alarak,"madem bu şiiri burada söyledin, burada kalsın. İkimizden başkası duyarsa senin için iyi olmaz" diye ikaz eder Nabi’yi. Yusuf Nabi hiç ses çıkarmaz. Kafile yoluna devam ederek sabah ezanına yakın Mescid-i Nebi’ye varır. Mescid-i Nebi’deki müezzinler ezan-ı muhammediden önce Nabi’nin "Sakın terk-i edepten…" diye başlayan natını okurlar. Nabi ve beraberindeki kişi hayretten donakalır. Sabah namazını kıldıktan sonra Nabi ve yanındaki, caminin müezzinini bulurlar. Nabi müezzine;"Allah aşkına,Peygamber aşkına, ne olursun söyle.Ezandan önce okuduğun natı kimden,nereden, nasıl öğrendin?"

Müezzin gayet sakin bir şekilde şu cevabı verir:

"Resul-ı Ekrem bu gece Mescid-i Nebi’deki bütün müezzinlerin rüyasını şereflendirerek buyurdu ki:"Ümmetimden Nabi isimli biri beni ziyarete geliyor.Bana olan aşkı her şeyin üstündedir.Bugün sabah ezanından önce onun benim için yazdığı bu şiiri okuyarak, Medine’ye girişini kutlayın." Biz de Rasululah Efendimizin emirlerini yerine getirdik."Nabi, ağlayarak"sahiden Nabi mi dedi? O iki cihan Peygamberi Nabi gibi bir zavallıyı ve günahkarı ümmetinden saymak lütfunu gösterdi mi" der. "Evet" cevabını alınca da sevincinden Nabi kendinden geçer.

II

Nabi’ye Allah ve Rasülünün selamını göndererek 16. yy.da yaşamış olan tefekkür şairi Fuzuli’nin bağına uzanıyoruz. "Su" kasidesinden birkaç gül devşiriyoruz.

"Suya versün bağ-ban gül-zarı zahmet çekmesün

Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zare su

(bahçıvan gül bahçesini sele versin, boşuna yorulmasın;çünkü bin gül bahçesine su verse senin yüzün gibi bir gül açılmaz.

Dest-busı arzusuyla ger ölürsem dostlar

Kuze eylen toprağım sunun anınla yare su

(dostlarım eğer onun elini öpme arzusuyla ölürsem, öldükten sonra toprağımı testi yapın onunla yare su sunun)

Fuzuli, Su kasidesi ve peygamber sevgisi…Aynı sevgiyi yakın tarihimizde yaşamış sanatçılarda da görmek mümkün .Mehmet Akif Ersoy daher karesinde Rasulullah’ın hatırası bulunan o kutsal topraklara olan özlemini şöyle dile getirir:

"Ya Nebi, şu halime bak;

Nasıl ki bağrı yanar gün kızarınca sahranın

Benim ruhumu yaktıkça yaktı hicranın

Haremi pakine can atmak istedim durdum

Gerildi karşıma yıllarca ailem yurdum

Bu hasta ruhumu artık ayırma hakinden

Nedir o meş’ale nurun mu ya Rasulallah"

Bu topraklarda nice Peygamber aşıkları yaşamış, yaşamaya devam ediyor.belki de bu yüzden kutludur bu topraklar, bu yüzden mübarek …Kaç şehidin kanıyla yoğrulmuş, kaç aşığın göz yaşıyla sulanmıştır?Her dilde, her sükutta, her bakışta, her adımda, her eylemde onu nefes nefes yaşamaktır, Peygamber sevgisi.

Necip Fazıl Kısakürek de "Esselam" adlı eseriyle küpüne bal damlatanlardan.

"Yok bile yokken o vardı

O bir nur…ki mutlak saffet

Adem, Allah’a yalvardı

O nur için beni affet

Geçti bilmem kaç nesilden

O nur, ilahi daire

İbrahim’den İsmail’den

Vesaire vesaire…

O nur o nır elde sancak

Aktarılır Nebi Nebi

Bir beklenen var ki ancak

Nurun ezelden sahibi"

Peygamber sevgisi denilince Ali Ulvi Kurucu’yu kim unutur?

"Aşkından buhurdan gibi titremekte bu kalbim

Sensiz bana cennet bile hicrandır efendim

Kıtmirinim ey şah-ı Resul kovma kapından

Asilere lütfun yüce fermandır efendim."

Bir tesbihin taneleri gibi dizilmişler sanki.Her birini ta sineye kadar çekip yaşamak, değişmek, bütünleşmek ve gül kokmak gerek.Günümüz edebiyat sanatçılarından Nurullah Gencin kapısını çalıyoruz, "Yağmur" şiiriyle.Girdiğimiz bu kapıdan Şairin insanı mest eden üslubuyla sarhoş olup çıkıyoruz.

"…

Zaman ayaklarımda tükendi adım adım

Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı

Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

Sensizlik depremiyle hancı düştü, han düştü

Mazluma sürgün evi, zalime cihan düştü

Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara

Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü

Firakınla kavrulur çölde kum taneleri

Ahuları içinde sevdan akkor gibidir

Erdemin bereketin doldurur haneleri

Sensiz hayat sırtında ur gibidir

Şemsiyesi altında yürürsün bulutların

Sensiz yükü zehirdir en güzel imbatların"

Ya Rasullah,Sen olmasaydın ben bir kadın olarak bu dünyada horlanmış ve aşağılanmış olarak yaşayacaktım belki.Şimdi her doğan kız çocuk sana neler borçlu bir bilsen.

"…Kapına gelenler ya Muhammed

-Uzaktan, yakından-

Mü’min döndüler kapından

Biz bu dünyada nereye

Göçelim ya Muhammed

Yeryüzünde inkar, riya, hıyanet

Altın devrini yaşıyor

Diller, satırlar, sayfalar

Ebu Lehep öldü diyorlar

Ebu Lehep ölmedi ya Muhammed

Ebu Cehil kıtalar dolaşıyor" Arif Nihat Asya’nın bu dizelerinden sonra rotamızı Hayrettin Karaman hocamıza doğru çeviriyoruz. "Medine’ye Doğru" şiirinde hocamız aynı hasreti dile getiriyor.

"Kalbim kopup gitmiş ben ardındayım

Esen yelde kuşun kanadındayım

Aşıkın ahında feryadındayım

Yok olsun(!) hasrette koyanlar beni"

Sezai Karakoç’un "Sürgünler Ülkesinin Başkentine" şiirinde de Peygamber(as),merhametine sığınılan bir sevgilidir ve alemlere rahmet olarak gönderilmiştir.

"…

Senin kalbinden sürgün oldum ilkin

Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği

Sana geldim, ayaklarına kapanmaya geldim

Af dilemeye geldim, affa layık olmasam da

Uzatma sürgünümü benim

Bütün şiirlerde söylediğim sensin

Suna dedimse sen, Leyla dedimse sensin

Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için

Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini

Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini

Ey gönüllerin en yumuşağı en derini

Sevgili , En sevgili

Ey sevgili

Uzatma dünya sürgünümü benim"

İskender Pala’nın teraneleriyle bu bahçeden ayrılmak istiyorum.

"…Gel ey güllerin efendisi

Gel, ey konuşurken dudaklarına tebessümler karışan

Gel, ey yüzüne üzgünlerin üzüntüsünü dağıtmak yaraşan

Gel,ey ateş-i aşkına yanmak için aşıkları birbiriye yarışan

…"

Rukiye GÜLŞEN


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Mutluluk Anlayışımız ve Nostalji

Tekasür Suresi ve Sekülerizm

Gerçekten Sadakaymış

Mart Kapıdan Baktırdı

Akif'çe Yaşamak

Baracuda ve 8 Mart

Yorumlar
Yorum Yaz
500 karakter kaldı...