Döviz Kuru Altin Fiyatlari
Gazete Manşetleri
Anket
1 Kasım Seçimlerinde Hangi Partiye Oy Vermeyi Düşünüyorsunuz?

1 Kasım Seçimlerinde Hangi Partiye Oy Vermeyi Düşünüyorsunuz?

  • Ak Parti
  • CHP
  • MHP
  • HDP
  • SP
  • DİĞER
Faydalı Siteler
  • T.C Kimlik No
  • TSK
  • SGK İşlemleri
  • Motorlu Taşıtlar Vergi Sorgulama
  • Ev Telefonu Faturası
  • Turkcell Fatura
  • Vodafone Fatura
  • Avea Fatura
  • Tren Hareket Saatleri
  • Uçak Hareket Saatleri
  • Vapur ve Feribot Saati
Alıntı Yazarlar
Yazarlar
01.06.2011 12:11

Görelim Mevla Neyler

Görelim Mevla Neyler
Bir gün, evet bir gün imam hatip okulları kapatılacak diye bir haber yayılmıştı."Yok canım olur mu öyle şey? Mümkün değil" demiştim ve demiştik. Yine bir gün "imam hatip lisesi mezunları istedikleri üniversiteye gidemeyecek." Şeklinde bir haber daha çıkmıştı. Kara bulutların üzerimize kabus gibi çöktüğü o günler, hayatımın tarifi imkansız diyebileceğim bunalımlı anları olmuştur. "Gerçek olması mümkün değil, gerçekleşemez" demiştik hep bir ağızdan.

Öylesine samimi öylesine heyecanlı öylesine azimliydiler ki. Her birinin istikbale matuf çok güzel umutları vardı, hedefleri vardı. Kimi öğretmen, kimi hakim, kimi doktor, kimi de ilahiyatçı olmak istiyordu. Her öğretim yılının başında ilk ders onlara neden imam hatip lisesini tercih ettiklerini sorardım."Onlar da dinimizi en iyi biçimde öğrenmek için, hem dünyamızı hem ahretimizi kazanmak için…"şeklinde cevap verirlerdi. Kimi on altı’sında kimi yirmi’sindeydi. İçlerinden hafız olanları da vardı. Canlı, heyecanlı neşeli, kıpır kıpırdılar.Teneffüslerde dahi ellerinde test kitapları, ha bire soru sorup dururlardı.Hepsinin gözlerinin içi gülüyordu.

Çoğu zaman farenjitimin verdiği vücut ağrılarımla isteksizce okula gider, ilk dersten sonra ne hikmetse ağrılarım geçer giderdi. Akşama tatlı bir yorgunlukla huzur içinde evime dönerdim.Öğrencilerimin edebiyat dersine ilgileri oldukça yüksekti.Düzenlediğimiz sosyal etkinliklerde,dergilerde,duvar gazetelerinde kendi kabiliyetlerini sergilemek hoşlarına giderdi. Bense geleceğimi emin ellere teslim edeceğim ümidiyle oldukça mutluydum.

Bir gün, evet bir gün imam hatip okulları kapatılacak diye bir haber yayılmıştı."Yok canım olur mu öyle şey? Mümkün değil" demiştim ve demiştik. Yine bir gün "imam hatip lisesi mezunları istedikleri üniversiteye gidemeyecek." Şeklinde bir haber daha çıkmıştı. Kara bulutların üzerimize kabus gibi çöktüğü o günler, hayatımın tarifi imkansız diyebileceğim bunalımlı anları olmuştur. "Gerçek olması mümkün değil, gerçekleşemez" demiştik hep bir ağızdan.

Evet! Günler sonra kabus gerçekleşmişti. Bir gecede alınan hızlıca bir kararla ilköğretim sekiz yıla çıkarılmış, ÖSS’ye girecek meslek liselilerine de kat sayı farkı getirilmişti.

O gün, her zaman olduğu gibi selam vererek sınıfa girmiştim.Karşımda neşeli ve güler yüzlü çehreleri görememenin burukluğuyla masamın başına geçtim. Belli ki öğrencilerimin durumdan haberleri olmuştu. Her birinin yüzünden düşen bin parça. Sanki her biri annesini yahut babasını kaybetmiş gibiydi. On birinci sınıf idiler.Hakikaten bir insanı öldürmek istiyorsanız onun umutlarını öldürün yeter.Kolları bacakları kırılmış kanatları koparılmış gibiydiler.İlk ders sıraların üzerine yumulup gözyaşlarımızla sıraları ıslatmıştık. Teneffüse çıkarmadık. Yumruğumuzu sıktık. Kocaman kocaman yutkunduk.

Ah çektik, of çektik, sustuk ve ağladık.

İkinci ders: Bütün cesaretimi toplayarak öğrencilerime "Ümidinizi yitirmeyin.Siz yine eskisi gibi azimli olun,çalışın.Biraz daha fazlaca çalışın ve dua edin.Allah büyüktür.İnşallah geri adım atarlar…"gibi zahirde umut vadeden ama gerçekte hiçbir ehemmiyeti olmayan cümleler kurmaya çalışıyordum.Böyle konuşmak zorundaydım.İstikbale yönelik ümitlerini kaybetmiş olana edebiyatı mı anlatacaksın? Hangi şiir, hangi öykü, hangi roman yıkılan hayallerini geri getirebilirdi? Hangi kalem, hangi kağıt, hangi tebeşir hakikati değiştirebilirdi?


Bir sihirli değneğim olsun istemiştim, Ankara’dakilerin bu siyaha boyadıkları gerçekte masmavi olan bu tabloyu görmelerini, belki kalplerinin yumuşayıp da merhamet edebileceklerini, bir gecede verdikleri kararın acımasızca olduğunu anlayıp geri adım atabilecek olmalarını ne kadar çok istemiştim.

Bir başka gün: Dersimi işlemek zorundaydım. Fakat hiçbir öğrencinin önünde ne kitap ne defter vardı. "Hocam boşuna yormayın kendinizi. Bu anlattıklarınız neye yarar ki? Nasıl olsa üniversite okuyamayacağız." Biçiminde tepkiler alıyordum. Bense "Onların morallerini nasıl düzeltebilirim, derse motivasyonlarını nasıl sağlayabilirim acaba?" diyerek sabaha kadar planlar kurardım.

Kararın çıktığı üçüncü haftaydı. Öğrencilerime "Edebiyat, günlük hayatta da insana lazım. İki kelimeyi bir araya getirip konuşamayan var. Meramını anlatamayan var. Kendini ifade edemeyen var. Ne olursanız olun, dağda çoban bile olsanız, yaptığınız işten zevk almazsanız, mutsuz olursunuz. İşte, edebiyat size hayatı sevdirir. Sorunlarla mücadeleyi öğretir. Bakış açınızı genişletir, insanları tanıtır, muhakeme duygunuz gelişir, gönlünüz zenginleşir, hitabetiniz güçlenir…gibi edebiyat dersinin faziletlerini, endikasyonlarını derse iştiraklarını sağlamak amacıyla sayıp durmuştum. Bazen de onlara Necip Fazıl Kısakürek’in ağzından seslenirdim."Mehmed’im sevinin başlar yüksekte!/ ölsek de sevinin geri dönsek de!/ Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!/ Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!/ Gün doğmuş, gün batmış ebed bizimdir!" Kimi zaman da onların gözlerine bakarak içimden şu mısraları terennüm ederdim." Sakarya, saf çocuğu masum Anadolu’nun/ Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun"

Başka bir gün… Öğrencilerimi başları dik bir vaziyette oturur görmüştüm. Galiba yaptığım telkinler işe yaradı dedim. Kaç zamandır işleyemediğim konuları bugün işleyebilirim dedim. Elime tebeşiri aldım ve tahtaya döndüm. Ha bire yazıyorum. Dersin diğer yarısında sözcük çeşitlerini inceleyeceğiz. Sınıf oldukça sessiz. Çıt yok. Tam da sevinmiştim ki arkamı döndüm. Ne göreyim! Hepsi sıraya yumulmuş uyuyorlar. Kızamadım. Kızamazdım. Ben öğrenci olsaydım farklı mı davranırdım?

Katsayı farkını getirip meslek lisesi öğrencilerinin istikballerini karartan o dönemin hükümet yetkililerinin aslında şimdi çıkıp bu gençlikten özür dilemeleri, helallik istemeleri lazım. Yoksa o ah’ların bedelini ödemek zorunda kalabilirler. Evet, oyunculuğumu iyi oynamalı, rolümü iyi yapmalıydım. Bu çocukları bezgin, bıkkın, ümitsiz ve karamsar görmemeliydim.
Yumruğumu masaya vurarak sessizliği bozdum. Başlar sıranın üzerinden kalktı. "Ne yaptınız, hocam?" diyenler oldu. Onlara "Kendinizi bırakmamalısınız" dedim. Her gecenin bir sabahı vardır elbet. "Her zorluğun ardından bir kolaylık vardır"demiyor mu Rabbimiz"dedim. "Belki Rabbimiz bizden daha çok dua yapmamızı istiyordur, ne malum. Bu bir imtihandır. Rızkı verecek olan Allah’ü Teala’dır. Hadi bakalım. Umutlarınızı kaybetmeden eskisi gibi daha çok ve inadına derslerinize çalışın." Evet inadına çalışmak…Kime ne zararı var.

Kendimi psikolog gibi görmeye başlamıştım. İmam hatip lisesinde görev yaptığım için onlara ayetlerden, hadislerden örnekler veriyor, kişisel gelişim kitaplarından pasajlar okuyordum.Necip Fazıl Kısakürek’in Sakarya şiiri de çok hoşlarına gidiyordu. Son mısralarını bana tekrar tekrar okuttururlardı.

"Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader
Aldırma böyle gelmiş, bu dünya böyle gider
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz
Sen kıvrıl ben gideyim son Peygamber kılavuz
Yol Onun, varlık Onun gerisi hep angarya
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk SAKARYA!"

Ertesi yıl: Üç koca imam hatip lisesi binasının ikisi bomboştu. Her yıl sınavla alınmak zorunda kalan öğrenciler artık sınavsız alınmaya başlanmıştı. Binlerle ifade edilen öğrenci sayısı üç yüzlerdeydi. Tablo oldukça trajikti. Ama yıllar gösterdi ki Fatih’in torunları, Mehmet Akif’in çocukları nerede hangi okulda hangi ortamda bulunursa bulunsunlar o ruhu hep taşıyacaklar. Bundan kimsenin endişesi olmasın. Arslanlarım benim! Şimdi kimini işadamı, kimini hekim, kimini hakim olarak gördükçe aklıma "onlar istese de istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır." Ayeti celilesi geliyor. Fravunun sarayında Musa(as)lar yetişmedi mi?


Daha ne öyleyse."Sizin şer bildiğinizde bir hayır, hayır bildiğinizde bir şer olabilir" "İnanıyorsanız üstün gelecek olan sizlersiniz" diyen bir Yaratıcıya gösterilen teslimiyetten dolayı sabrı ve tevekkülü tercih edip o günkü inanmış mağdur edilmiş nesil şiddete başvurmadı, terör estirmedi.

Zulm ile abad olanın ahiri berbat olur demiş atalarımız. Biz de "görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler" diyor; hakikati göremeyenlere ve işitemeyenlere Allah’tan şifa diliyorum.

Rukiye GÜLŞEN


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Günlük

Anne Olmak Zor Zanaat

Daha Nereye Kadar?

Edebiyatımızda Peygamber Sevgisi

Mutluluk Anlayışımız ve Nostalji

Tekasür Suresi ve Sekülerizm

Gerçekten Sadakaymış

Mart Kapıdan Baktırdı

Akif'çe Yaşamak

Baracuda ve 8 Mart

Yorumlar
Yorum Yaz
500 karakter kaldı...