Döviz Kuru Altin Fiyatlari
Gazete Manşetleri
Anket
1 Kasım Seçimlerinde Hangi Partiye Oy Vermeyi Düşünüyorsunuz?

1 Kasım Seçimlerinde Hangi Partiye Oy Vermeyi Düşünüyorsunuz?

  • Ak Parti
  • CHP
  • MHP
  • HDP
  • SP
  • DİĞER
Faydalı Siteler
  • T.C Kimlik No
  • TSK
  • SGK İşlemleri
  • Motorlu Taşıtlar Vergi Sorgulama
  • Ev Telefonu Faturası
  • Turkcell Fatura
  • Vodafone Fatura
  • Avea Fatura
  • Tren Hareket Saatleri
  • Uçak Hareket Saatleri
  • Vapur ve Feribot Saati
Alıntı Yazarlar
Yazarlar
13.06.2011 21:38

Haydi Çocuklar Kur'an Öğrenmeye

Haydi Çocuklar Kur'an Öğrenmeye
Yaz tatili başlıyor.Çocuklarımızın karnelerini almasıyla birlikte kimi aileler de çocukları için bir tatil programı oluşturmaya başladı bile. Bir kısmı yaz kursu, özel ders, spor, sanat vb. etkinlik derken bir kısım muhafazakar aileler de dinini, diyanetini daha iyi öğrenmesi amacıyla çocuklarını Kur’an kursuna göndermek isteyecektir. Hatta şimdiden kayıt yaptıranlar oldu bile.

Yaz tatili başlıyor.Çocuklarımızın karnelerini almasıyla birlikte kimi aileler de çocukları için bir tatil programı oluşturmaya başladı bile. Bir kısmı yaz kursu, özel ders, spor, sanat vb. etkinlik derken bir kısım muhafazakar aileler de dinini, diyanetini daha iyi öğrenmesi amacıyla çocuklarını Kur’an kursuna göndermek isteyecektir. Hatta şimdiden kayıt yaptıranlar oldu bile.

Eğlenceye ve özgürlüğüne düşkün, bir eli yağda bir eli balda, marka giyinip marka takılan, filmlerle, bilgisayar oyunlarıyla yatıp kalkan, okul sezonu boyunca LGS, YGS sınavlarına endeksli bir öğrenim hayatı sürmüş çocuklarımız da elbette ki "kurs, hoca, din, Arapça "gibi kelime ve kavramlar itici olduğu kadar korku ve endişe verici gelmeye başlayabilir. Şekil A’da görüldüğü gibi.

O kadar çok yazılıp çizilmişti ki… 70’li yıllarda başlayan ilkokul hayatımda okuduğum hikaye ve romanlarda hocalar kaba,öfkeli, katı ve dayakçı gösterilmişti. Bu durum filmler yoluyla da desteklenmişti. Çok sonraları Tarık Buğra’nın bir "Küçük Ağa" filmi oynamıştı da oradaki İstanbullu Hoca’yı bir aydın, Kurtuluş mücadelesine büyük hizmetler vermiş olumlu bir din adamı olarak görmüştük.

Bu bir politika olsa gerekti. Osmanlı’dan kalan bütün mirasların yok edilmesi gerekiyordu, yeni rejimin tutması için. Zararlısına yararlısına bakılmaksızın halkın beyninden silinmesi gerekiyordu. Batılı efendilerimizi ancak bu şekilde mutlu edebilirdik. Çünkü Osmanlı onların korkulu rüyası idi. Bu rüya şimdi bitti. Ancak ya yeniden görülürse korkusuyla yatıp kalkanlar var hala!


Bizim temiz yürekli insanımız da yıllardır Batılı efendilerimiz(!) tarafından tezgahlanan bu oyunlara kanmıştı bir zamanlar. Çok şükür ki milletimiz, "Vatanseverlik" şemsiyesi altında sunulan milli ve manevi değerlerimize yapılan saldırıyla kendi bindiği dalı kestiğinin farkına varabildi en nihayetinde.

Her ne ise, cumhuriyet dönemi seküler anlayışa sahip yazarçizerler, senarist ve oyuncular bu milleti özünden koparıp dini sadece Batılının anladığı ve yaşadığı biçimde yaşanabilir hale getirmek için çaba sarf ettiler.

Ailemin bir o kadar muhafazakar oluşuna karşın, onlardan yeteri kadar sevgi, şefkat ve ilgi görmemiş olsaydım ben de Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Fakir Baykurt gibilerin dine ve din adamına baktığı gibi bakabilirdim belki.


Hele Kemal Sunal filmleri…Güle güle seyrederdik, üçkağıtçı, şarlatan, muskacı, kadın düşkünü hoca tiplemelerini. O yıllarda filmlerde de din adamlarının olumsuz gösterilmesi furyasından ben de nasibimi almış olmalıydım ki babam "Bu yaz seni hocaya göndereceğim" dediğinde yüreğim ağzıma gelmişti. Her ne kadar ailemden din adına olumsuz bir örnekle karşılaşmadıysam da "çamur at izi kalsın" misali izlediğim filmler bende de din adına bir korku oluşturmuştu.

İlkokuldan sonra, bizim yeteri kadar öğrenemediğimiz Mukaddes Kitabımızı, dinimizi evladımız daha iyi öğrensin diyerek beni mahallemizdeki bir caminin tek derslikten oluşan kursuna yazdırmışlardı.

Ne yalan söyleyeyim o yıllarda bana çok itici gelmişti hocalar, Kur’an kursları. Yaz tatilim zehir olacak diye düşünmüştüm. Ya hocamızın kalınca bir sopası varsa, ya çok zorsa Kur’an öğrenmek, ya…ya…lar çocuk aklımda sabaha kadar sıralanıp gitmişti. Ürkek adımlarımla yürüdüğüm dar ve patika yollardan geçip babamın elinden tutmuş bir vaziyette caminin yanına varmıştık. Kurs cami bitişiğindeki tek derslikli, on-on beş kişilik bir yerdi. Kapıyı elli yaşlarında, orta boylu, beyazı siyahından çok sakallı, hafif göbekli, yeşil gözlü, ses tonu gayet yumuşak, kaşları çatık olmayan biri açtı. "İnşallah hocam budur" dedim içimden. Buyur etti, içeri girdik, tanıştık. Bana ortaokulu okuyup okumayacağımı sordu. Okumak istediğimi söylemiştim. Ertesi gün ben yarı ürkek adımlarımla caminin yolunu tutmuştum. Yanımda babam yoktu…"Rabbiyesir" duasını öğrenmiştik ilk olarak. Herkes sırayla okudu, sıkça tekrar yapıldı. Eğilip bükülmeyen dilimiz, damağımız, gırtlağımız harfleri çıkarırken olağanüstü bir çaba içine girmişti. Bir hafta içinde terbiye edilmiş lisanımızla elif cüzünü de bitirmiş Kur’an’a geçmiştim.

Hocamız her ders bitiminde avucuma ya bir şeker ya bir elma, armut, erik gibi meyvelerden sıkıştırarak beni uğurlardı. İsmail Güneş’in yönetmenliğini yaptığı, Eşref Ziya Terzi’nin oynadığı "The İmam" filmindeki gibi uzun saçlı, deri ceketli, motosikletli bir hoca değildi ama yine aynı filmdeki Ahmet Yenilmez’in canlandırdığı "dayağın cennetten çıkma" olduğuna ikide bir vurgu yapıp oğlunu ve karısını durmaksızın döven, sinirli, kaba bir hoca da değildi.


Canını çok sıkan olursa onları önce uyarır buna rağmen halini düzeltmeyeni "Hadi bakalım, doğru eve" der gönderirdi. Hocamızın tavır ve tutumlarını giderek sevmiştim. Ertesi yıl yaz tatilinde bu defa ben, babama hocaya gitmek istediğimi söylemiştim. Bugün etrafımdan Kur’an hocalarına dair olumsuz hikayeler dinleyince ben kendi hocama, yaşıyorsa sağlık ve selamet, Ahirete intikal ettiyse rahmet diliyorum. Onun sayesinde belki dinimi öğrenmeye karşı şevk ve iştiyakım arttı. Onun sayesinde ben hiç bir din adamından nefret etmedim.

Çocuklarımın ve çocuklarımızın dine, Kur’an’a, hocaya bakışlarını onların manevi dünyalarının fakir olmaması adına çokça önemsiyorum. Yaz tatili süresince çocuklarımızın Kur’an kurslarından en güzel, en doğru biçimde istifade edebilmeleri için bugünün şartlarına uygun çocuklarımızın yetiştikleri ortamı da göz önünde bulundurarak onlara güzel dinimizi öğrenme, sevme ve yaşanabilir hale getirme imkanı sunmalılar. Bunun yanı sıra Kur’an kurslarımız sportif faaliyetlere, çeşitli biçimde yarışmalara, film izleme, kitap okuma konferans dinletme gibi etkinliklere de programlarında yer verirlerse zannedildiği gibi ne yaz tatili ne de kurs sıkıcı geçmeyecektir.

Selam ve dualarımla…

Rukiye GÜLŞEN


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Görelim Mevla Neyler

Günlük

Anne Olmak Zor Zanaat

Daha Nereye Kadar?

Edebiyatımızda Peygamber Sevgisi

Mutluluk Anlayışımız ve Nostalji

Tekasür Suresi ve Sekülerizm

Gerçekten Sadakaymış

Mart Kapıdan Baktırdı

Akif'çe Yaşamak

Baracuda ve 8 Mart

Yorumlar
Yorum Yaz
500 karakter kaldı...