Döviz Kuru Altin Fiyatlari
Gazete Manşetleri
Anket
1 Kasım Seçimlerinde Hangi Partiye Oy Vermeyi Düşünüyorsunuz?

1 Kasım Seçimlerinde Hangi Partiye Oy Vermeyi Düşünüyorsunuz?

  • Ak Parti
  • CHP
  • MHP
  • HDP
  • SP
  • DİĞER
Faydalı Siteler
  • T.C Kimlik No
  • TSK
  • SGK İşlemleri
  • Motorlu Taşıtlar Vergi Sorgulama
  • Ev Telefonu Faturası
  • Turkcell Fatura
  • Vodafone Fatura
  • Avea Fatura
  • Tren Hareket Saatleri
  • Uçak Hareket Saatleri
  • Vapur ve Feribot Saati
Alıntı Yazarlar
Yazarlar
06.08.2011 01:20

Men Ene ve Ma Ente?*

Men Ene ve Ma Ente?*
Namazın, orucun, zekatın ve haccın olmadığı bir dünya hayatı düşünemiyorum. Hangisi arınma değil ki? Kimi malımızı, kimi bedenimizi, kimi de ruhumuzu arındırır. İnsanız madem, her türlü arınmaya ihtiyaçlı kılınmışız.

Namazın, orucun, zekatın ve haccın olmadığı bir dünya hayatı düşünemiyorum. Hangisi arınma değil ki? Kimi malımızı, kimi bedenimizi, kimi de ruhumuzu arındırır. İnsanız madem, her türlü arınmaya ihtiyaçlı kılınmışız.

Her namazın ardından ‘namaz’ nimetiyle şereflendirildiğim için şükrederken şimdi de oruca bir nimet gözüyle bakıyorum ve şükrediyorum. İyi ki varsınız, namaz ve oruç. Sizsiz bir hayat memat’dır ancak.

Yıllar önce bir meslektaşımdan duymuştum. Demişti ki " Bir yüz yıl daha yaşamış olsam, bir vakit namaz kılmam."Yine bir başka meslektaşım "içkinin, eğlencenin olmadığı bir hayata ben hayat demem." demişti. Allah kalplerine hidayet indirsin, ne diyelim. Onların hayat anlayışı kabre girinceye kadar olan zaman diliminden ibaretse elbette böyle düşünecekler.

Bir zamanların Yugoslavya devlet başkanı olan Mareşal Tito geldi aklıma. Onun ölmeden önceki itiraflarından haberiniz var mı, bilmiyorum. Ömrünün 50 yılını komünist ideoloji yolunda harcayan daha sonra İslamla müşerref olan Salih GÖKKAYA (merhum)anlatmış. Türkiye Komünist Talebe Teşkilatı Başkanı sıfatıyla Mareşal Tito’nun şeref misafiri olarak Belgrat’a gitmiş ve Tito’yu ziyaret etmiştir. Tito, 1945’ten 1980’e kadar Yugoslavya’yı yöneten komünist diktatör. Son halini S. GÖKKAYA şöyle anlatıyor. …"Onu, milyonlara hitap eden dil ve çenesi düşmüş, elleri ve bacakları tam bir değnek halini almış, gözleri yaşla dolmuş, dudakları titrer halde ve yüzündeki acı ifadelerle görünce, teselli vermek için demiş ki:

"Efendim, ölüm sizi korkutmasın. Belki maddeten aralarından ayrılacaksınız ama yaptığınız inanılmaz hizmetinizle kalplerde ebediyyen yaşayacaksınız." M.Tito büyük bir pişmanlık içinde şu müthiş itirafta bulunur:

"Yoldaş, ben ölüyorum artık… Ölümün ne korkunç bir şey olduğunu size anlatamam. Anlatsam bile sıhhatli ve genç olan sizler, bu yaşta bunu anlayamazsınız. Düşünün; ölmek, yok olmak, toprağa karışmak ve dönmemek üzere gidiş…

İşte bu çıldırtıyor beni. Dostlarımızdan, sevdiklerimizden, unvan ve makamlardan ayrılmak… Dünyanın güzelliklerini bir daha görememek, ne korkunç bir şey, anlamıyor musunuz?

Yoldaşlarım, sizlere açık bir kalple itirafta bulunmak istiyorum. Ben öldükten sonra toprak olacaksam; diriliş, ceza ve mükafat yoksa benim yaptığım mücadelenin değeri nedir? Söyleyin bana? Ha, yoldaşlarımın kalbine gömülecekmişim veya unutulmayacakmışım veya alkışlanacakmışım neye yarar?

Ben mahvolduktan sonra, beni alkışlayanların takdir sesleri, kabirde vücudumu parçalayan yılan ve çıyanları insafa getirir mi? Söyleyin bu gidiş nereye? Bunun izahını Marks, Engels, Lenin yapamıyor.

İtiraf etmek zorundayım. Ben Allah’a, Peygamber’e ve Ahiret’e inanıyorum artık. Dinsizlik bir çare değil. Düşünün; şu kainatın bir yaratıcısı, şu muhteşem sistemin bir kanun koyucusu olmalıdır. Bence ölüm de son olmamalıdır. Mazlum gidenlerle, zalimce ölenlerin bir hesaplaşma yeri olmalıdır. Hakkını almadan, cezasını görmeden gidiyorlar. Böyle keşmekeş olamaz. Ben bunu vicdanen hissediyorum.

Öyle ki milyonlarca suçsuz insana yaptığımız eza ve zulümler şu anda boğazıma düğümlenmiş bir vaziyette… Onların ahlarına kulak verecek bir merci olmalı… Yoksa insan teselliyi nereden bulacak? Bunların bir açıklaması olmalı.

Nedense ölüm kapıya dayanmadan bunu idrak edemiyoruz. Belki de göz kamaştırıcı makamlar buna engel oluyor. Ben, bu inançtayım yoldaşlarım, sizler ne derseniz deyin!"(nüveforum.net/Gerede Haber.com’dan)

Evet. Hayata Mareşal Tito’nun gözüyle bakmak ömrün son demlerinde pişmanlıktan başka bir şey getirmiyor. Ömrümüzün son demlerini yaşamadığımızdan hangimiz eminiz ki? Belki itiraf etmeye zamanımız da kalmayabilir.

Ramazan ayı bazı şeyleri idrak edebilmemiz için verilmiş bir fırsattır aslında. Bu ayda kabımızı doldurmuyorsak senenin diğer günleri aç ve çıplak kalacağız demektir.

Bu yıl olduğu gibi oruca bakışım her sene değişir. Mesela çocukluğumun orucu bol susamlı, yumurtalı, sıcacık pide, sahurda çalınan davul ve annemin ramazandan ramazana yaptığı kompostolardan ibaretti. Yetişkin olduğum dönemlerde ise ramazanı açlığa ve susuzluğa tahammül, iradeyi kuvvetlendirme olarak görmeye başlamıştım. Oruç sayesinde ‘ben’ odaklı düşünmeler sonraki yıllarda yerini ‘sen ve biz’ odaklı düşünmeye çevirmişti. Hele hele bir Deniz Feneri programı vardı ki tam da iftar saatine denk gelirdi ve biz çeşit çeşit hazırlanmış bir iftar sofrasına büyük bir hevesle oturmuşken programı izleyince hevesim kursağımda kalırdı. Lokmalar bir türlü boğazımdan geçmek bilmezdi. Sofra boyunca iki gözüm iki çeşme olurdu. Çabucak doyardım. "Ya Rabbi çok şükür" demeye utanırdım. Böyleyken biz her akşam iftarla birlikte o programı izlerdik. O vakit karnımızı doyurmaktan daha öte şeyler düşünürdük. Yemeğin lezzetiyle, çeşidiyle ilgilenmemeye başlamıştık. Ben yalnızca bir ay boyunca ve yalnızca akşama kadar aç kalmışım. Ya o insanlar… Onların aylarca, yıllarca belki de bir ömür açlığın yoksulluğun pençesinde kıvrandıklarına tanık oluyordum.

Ramazanda kanaat sabır, şükür duygularımızla birlikte paylaşma, yardımlaşma duygularımız da gelişmişti. Hangi eğitim sistemi bu duyguları insana kazandırabilirdi? Ramazan ayı bir Müslüman için seminer dönemi. Hızlandırılmış eğitime tabi tutulur insan. Rabbimizin terbiyesiyle şerefyab oluruz. Bir ayın sonunda bayram namazıyla birlikte oruç tutanlar sertifikalarını alırlar. Bu, yalnızca dünyadaki ödül.

Ramazanın hikmetlerini yaşadıkça, düşündükçe, okudukça daha çok anlıyorsunuz. Oruç, nefsimizi Tiranlaşmaktan kurtaran can simidimiz. Oruç, Rabb’ül Alemin karşısında aczimizi ve fakrımızı açığa çıkaran ‘itiraf belgesi’. Rabbül Alemin nefsi yaratınca ona sorar:

"Men ene? Ve ma ente? (Ben Kimim? sen kimsin?) Nefs de cevap verir:"Ben, benim. Sen sensin. Allah(cc) nefsi cehenneme attırır. Türlü eziyet ettirir, nefs yine aynı cevabı verir:"Ben benim; Sen, Sensin. Sonra açlıkla imtihan eder. Aç, susuz bırakır. Nefsin gücü, takati yavaş yavaş kesilmeye başlayınca, cevabı değişir. Ente Rabbiyer Rahim, ve ene abdükel aciz."(Sen benim Rabbi Rahimimsin. Ben senin aciz kulunum.)der. İşte bu itiraf da insanı Allah’ın sevgisine, merhametine mazhar kılar. Bu sebeple orucu yalnız ramazan ayında değil, diğer günlerde de zaman zaman gündemimize almalıyız.

Bu ramazan belki okuduğum kitabın etkisiyle olmuş olacak oruca dair hislerime bir yenisi daha eklendi. Gençliğimden beri defalarca başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere farklı kaynaklardan okumuş olmama rağmen Fütühatı Mekkiye’nin II.cildinin 61. bölümü ve sonrası ben de hayata ve ölüme dair bu ana kadar ki inandıklarımı değiştirmedi bilakis kökleştirdi, derinleştirdi, daha da etkili kıldı. Keşke Tito da bu inanıştan daha önce nasiplenmiş olsaydı da bunca zulümleri yapmasaydı. İnşallah tevbe edip alem-i ebede göçenlerden olmuştur.

Evet, bir aylık ramazan bize dünya hayatımızın kısalığını; oruç, nefislerimizi ve irademizi Allah’a teslim etmeyi; iftar, teslimiyetin sonucunda alacağımız ödülü; bayram, ebedi mutluluğu çağrıştırıyor. Hepsi birazcık sabır istiyor. Sabır sonunda lezzete dönüşüyor. Sabırsızlık ise zulmete…

İnançlarını zevklerine feda etmiş, yaşamaktaki temel gayesi zevk almaktan veya alkışlanmaktan ibaret olan, ölümü yok oluş bilen, rüyasından uyanamamış insan kardeşlerimin bu ramazan vesilesiyle uyanmalarını ne çok isterdim. Bu ramazan dilime de kalbime de elime de sahiden oruç tutturacağım. Kabımı iyice dolduracağım. Manevi duygularım kuvvetlensin. Varsa ömrüm bir yıl yetsin.

Ramazandan sonra mı? Aynı minval üzere değil, daha güçlü, daha etkili, daha sağlam yaşamak için, misafir olduğumuzu unutmadan, inancımızı ve imanımızı daha da kuvvetlendirerek hayatın basamaklarını çıkmalıyız…

Namazı, orucu ve bütün ibadetleri mihnet değil, nimet ve ziynet olarak görenlere selam olsun ..Ente Rabbbiyer Rahim, ve Ene abdükel aciz.

Rukiye GÜLŞEN


*(Ben Kimim ve Sen Kimsin?)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Ah Pippa!

Edebe Dair

Haydi Çocuklar Kur'an Öğrenmeye

Görelim Mevla Neyler

Günlük

Anne Olmak Zor Zanaat

Daha Nereye Kadar?

Edebiyatımızda Peygamber Sevgisi

Mutluluk Anlayışımız ve Nostalji

Tekasür Suresi ve Sekülerizm

Gerçekten Sadakaymış

Mart Kapıdan Baktırdı

Akif'çe Yaşamak

Baracuda ve 8 Mart

Yorumlar
Yorum Yaz
500 karakter kaldı...