Döviz Kuru Altin Fiyatlari
Gazete Manşetleri
Anket
1 Kasım Seçimlerinde Hangi Partiye Oy Vermeyi Düşünüyorsunuz?

1 Kasım Seçimlerinde Hangi Partiye Oy Vermeyi Düşünüyorsunuz?

  • Ak Parti
  • CHP
  • MHP
  • HDP
  • SP
  • DİĞER
Faydalı Siteler
  • T.C Kimlik No
  • TSK
  • SGK İşlemleri
  • Motorlu Taşıtlar Vergi Sorgulama
  • Ev Telefonu Faturası
  • Turkcell Fatura
  • Vodafone Fatura
  • Avea Fatura
  • Tren Hareket Saatleri
  • Uçak Hareket Saatleri
  • Vapur ve Feribot Saati
Alıntı Yazarlar
Yazarlar
12.04.2011 10:49

Mutluluk Anlayışımız ve Nostalji

Mutluluk Anlayışımız ve Nostalji
İnsan neden geçmişe özlem duyar? Teknolojinin günlük hayatımıza girip işlerimizi kolaylaştırdığı, yaşam kalitemizin ve ekonomik gücümüzün arttığı, refah seviyemizin yükseldiği günümüzde geçmişe özlem duyuyorsak hayatımızda çok önemli bir şeylerin eksik olduğu, maddi refahın bizleri tatmin etmediği ortaya çıkar.

Nostalji, Fransızca bir kelime. Arapçası "daüssıla. Türkçesi şiddetli memleket hasreti. Memleket, hasret kelimelerinin de Arapça olduğunu düşünürsek yurt özlemi de diyebiliriz. Nostalji’nin diğer anlamı da "geçmişe özlem"dir. Günümüzde en çok bu anlamıyla kullanılır.

İnsan neden geçmişe özlem duyar? Teknolojinin günlük hayatımıza girip işlerimizi kolaylaştırdığı, yaşam kalitemizin ve ekonomik gücümüzün arttığı, refah seviyemizin yükseldiği günümüzde geçmişe özlem duyuyorsak hayatımızda çok önemli bir şeylerin eksik olduğu, maddi refahın bizleri tatmin etmediği ortaya çıkar.

On sekiz yıl önceydi. İzmir’in Gümüldür beldesine bir yakınımı ziyaret etmeye gitmiştik. Akrabamın komşusu olan kadın bir mandalina bahçesine bakıyordu. Bahçe kendilerinin değildi. Bana, "Gel, size bahçeyi gezdireyim" demişti. Biz de kabul etmiştik.

Bahçe girişinin iki yanında iki lüks köpek kulübesi ve içinde iki azgın köpek. Bunlar her gün et yer, kaç aile besler, bu iki köpeğe yapılan harcama, dedi. On beş, yirmi metre ilerde tripleks bir ev. İçinde her şey var ama insan yok. Bir oda dolusu oyuncak, bir oda dolusu spor aletleri, iki mutfak, sauna, kadife perdeler, en pahalısından mobilyalar, dışarıda mini bar, arka tarafta kocaman bir havuz, tenis kortu, basket sahası, yürüyüş parkuru vs vs. Yok yok. "Nerede bu evin sahipleri" dedim. "Adam fabrikatör, bir kız çocukları var; ama ayrılmak üzereler. Hır gür hiç eksik olmuyordu." dedi. Evin hanımı "keşke bunların hiçbiri olmasaydı da ben mutlu olsaydım," der dururmuş. Yani yüzmek, koşmak, gezip tozmak, eğlenmek, içmek hiçbiri memnun ve mutlu etmemiş aileyi. Mülk sahibinin elinde kala kala bir fabrikayla bir bu yedi dönümlük mandalina bahçesi kalmış. İki fabrikayı eğlence alemi ve kadınlarla yiyip tüketmiş. Şimdi ise mahkemeliklermiş. Boşanacaklarını söylemişti, kahya.

O günden sonra bana hiç ama hiç cazip gelmemiştir lüks yaşam. Ama gel gör ki onuncu katta oturuşum, asansöre mahkum oluşum, komşumun kapısını canımın istediği zaman tıklayamayışım beni ister istemez geçmişe özlem gibi duygulara da sürüklüyor. İster istemez kurumuş ot kokularını, ellerinize konan hanım böceklerini, tavuk, koyun sığır seslerini, basma elbiseli Hatçe teyzeyi, topaç çeviren Hasan’ı, çember çeviren Hüseyin’i, çatalbebeğiyle evcilik oynayan küçük Ayşe’yi, tandırda ekmek pişiren Zeynep yengeyi, toprak kokan giysileriyle, nasırlaşmış eliyle dirgen tutan, başı kasketli İbrahim emmiyi, kapısının eşiğinde oturup eğirtmeciyle yün eğiren Gülizar nineyi, akşam için hazırlanan gaz lambasını, gömme dolaplardan çıkarılıp gaz lambası eşliğinde okunan Battalgazi, Köroğlu destanını, Kerem ile Aslı hikayelerini, Cenknameleri hatırlamamak ne mümkün?…

Bir gaz lambası, etrafında oluşturduğu sevgi halkasıyla anne, baba ve çocuk olmanın hazzını bir arada yaşatabiliyordu aileye. Herkes kendi hikayesini anlatırdı akşam olunca. Konuşulurdu, dinlenilirdi. Gözler tv ekranına değil, yüzlere bakardı. Kulaklarda mp4’ler yoktu.

Gaz lambasının yok oluşu gibi, komşuluk ilişkilerimiz, dayanışma kültürümüz de tarihe karışacak neredeyse. İnsani ilişkilerdeki bu yozlaşmadan geleneksel sanatlarımız da, edebiyatımız da, müziğimiz de nasibini almış durumda. Ömer Seyfetti’in Yüksek Ökçeler’i, Halit Refik’in Boz Eşek’i, Peyami Safa’nın Biz İnsanlar’ı gibi pek çok edebi eser tozlu raflarda okuyucu beklemekte. Yeni kuşağa ne Mevlana’nın Mesnevi’sini ne de Sadi’nin Bostan ve Gülistan’ını kolaylıkla okutabilirsiniz . Gençlerimizin çoğunluğu bu eserleri okumak istemiyor ne yazık ki. Çünkü artık hobiler, tutkular, hayattan beklentiler değişti; ev ve aile olma anlayışı değişti. Mutfak kültürümüz, giyim kuşamımız, eğlence anlayışımız, tarih anlayışımız, din ve dil anlayışımız değişti. Başımız göğe yaklaştıkça, gaz lambasından uzaklaştıkça birlikteliğimiz bozuldu, birbirimize yabancılaştık. Dostluk ve vefa mı?, o da şekil değiştirdi.

Geçmişi bugüne taşımak anlamsız belki ama modernizmin insani ilişkilerimizi öğüterek yok etmesine fırsat vermeyelim bari. Kültürümüze yabancılaşmadan aslımızı yitirmeden, köklerimizden kopmadan varlığımızı sürdürelim. Suni solunumla nereye kadar yaşayabiliriz, yahut yapay kalple ömrümüzü uzatabilmemiz mümkün mü?

Hayat paylaştıkça, kaynaştıça ve anlaştıkça güzeldir.

Rukiye GÜLŞEN


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Tekasür Suresi ve Sekülerizm

Gerçekten Sadakaymış

Mart Kapıdan Baktırdı

Akif'çe Yaşamak

Baracuda ve 8 Mart

Yorumlar
Yorum Yaz
500 karakter kaldı...