Döviz Kuru Altin Fiyatlari
Gazete Manşetleri
Anket
1 Kasım Seçimlerinde Hangi Partiye Oy Vermeyi Düşünüyorsunuz?

1 Kasım Seçimlerinde Hangi Partiye Oy Vermeyi Düşünüyorsunuz?

  • Ak Parti
  • CHP
  • MHP
  • HDP
  • SP
  • DİĞER
Faydalı Siteler
  • T.C Kimlik No
  • TSK
  • SGK İşlemleri
  • Motorlu Taşıtlar Vergi Sorgulama
  • Ev Telefonu Faturası
  • Turkcell Fatura
  • Vodafone Fatura
  • Avea Fatura
  • Tren Hareket Saatleri
  • Uçak Hareket Saatleri
  • Vapur ve Feribot Saati
Alıntı Yazarlar
Yazarlar
06.08.2012 13:34

Tehdidin Adı: Taklitçi Din ve Sosyalizm

Tehdidin Adı: Taklitçi Din ve Sosyalizm
300 yıldır mağlubiyetlerini zafere dönüştürmeye çalışan Türk-İslam Medeniyeti de, 300 yıllık kurtuluş arayışları sırasında, geleneksel din anlayışının özgürlük karşıtı hatalarına düşme, Selefilerin sığ anlayışına yönelme, Hazreti Ali’nin buyurduğuzamanın ruhunu anlama çağrısını göz ardı etme yanılgısına zaman zaman düşmüştür.

300 yıldır mağlubiyetlerini zafere dönüştürmeye çalışan Türk-İslam Medeniyeti de, 300 yıllık kurtuluş arayışları sırasında, geleneksel din anlayışının özgürlük karşıtı hatalarına düşme, Selefilerin sığ anlayışına yönelme, Hazreti Ali’nin buyurduğuzamanın ruhunu anlama çağrısını göz ardı etme yanılgısına zaman zaman düşmüştür. Çünkü insanız, hata yaparız, belki hata yapmamız kaçınılmazdır. Ama önemli olan bize aklı hediye edenin yüceliğine uygun biçimde, hataları tekrar etmemektir. Bu nedenle kısaca göz atalım geçmişimize.

Miras olarak aldığımız 600 yıllık Osmanlı Medeniyeti’nin sonlarında dahi, bütün güvenlik odaklı kısıtlamalara rağmen, özgürlükçülüğün belli ölçüde asla devreden çıkmadığını görüyoruz. Hatta 1908-1918 yılları arasında İttihat ve Terakki Partisi’nin iktidarına karşı Hürriyet ve İtilaf Partisi’nin ciddi muhalefetini görüyoruz. Eğer Enver Paşa, muhalefet partisinin hatta kendi arkadaşlarının görüşlerine başvursaydı, Şura ilkesine uygun şekilde savaş kararını Bakanlar Kuruluna sunsaydı, sınırlarımız asla bu kadar daralmayacak, belki de Avrupa’nın savaşından bize ayağa kalkma fırsatı doğacaktı. Tek adam anlayışının her toplumu izmihlal noktasına götürebileceğinin en çarpıcı tarihi örneklerinden biri de budur diye düşünüyoruz. Her zaman ve koşulda insanlığın en büyük düşmanının, bir kişiyi kutsallaştıran yönetimler olduğunu belirtmek istiyoruz. Geri kalmış toplumların tek adama dayalı yönetimler olması bu nedenle tesadüf değildir. Ancak bir sufi olgunluğuyla hikmet-i ilahinin varlığını da görüyor, ders almak gerektiğini hatırlatmanın ise görevimiz olduğunu düşünüyoruz. 

1923’ten itibaren tek adam yönetiminin farklı kesimlere danışmadan “emrivaki” ile yaptığı ve Türk Milleti’ni inciten birçok uygulamanın, bugün Türk-İslam Medeniyeti’nin şahlanmasını istemeyen Haçlıların istediği doğrultuda yorumlanmamasını, o günkü koşullarda yapılan hataların asla bugün tekrarlanmamasını, Türk-İslam Medeniyeti’nin geleceği için hayati önemde görüyor ve uyarıda bulunma ihtiyacı duyuyoruz. Çünkü sürekli takip ettiğimiz İslami duyarlığa sahip bazı gazetelerdeki yazılar ve bazı köşe yazarlarının düşünceleri, İslam Ümmeti’nin lideri olan Türk Milleti’nin 1918’de yaşadığı “BÜYÜK FELAKETE” doğduğu günden bu yana kalbi kan ağlayan benim gibi bir naçiz kulu, gelecek konusunda düşünsel olarak korkulara gark etmektedir.

Mesela bu yazarlardan birisi, yazdığı onca güzel cümleden, “bir medeniyet dili ve ruhu oluşturmamız gerektiği” gibi muhteşem sözlerden sonra “Batı’nın taş binalarına hayran kalan Namık Kemal’i eleştirmekte”, Michel Foucault gibi birkaç Batılı yazarın modernizme karşıtlığını da örnek göstererek adeta “İlim ve Teknoloji karşıtlığı” yapmaktadır. Maalesef biz bu laf-ı güzafları Sosyalistlerden de çok dinlemiştik ama sonlarının ne olduğu ortadadır.Dolayısıyla Türk-İslam Medeniyeti için en büyük tehdit, taklitçi geleneksel din anlayışının, ilim ve teknoloji karşıtlarının tarım çağına duydukları özlemle birleşerek, Medeniyetimizi telafisi mümkün olmayan taarruzlarla ve yenilgilerle karşı karşıya bırakmasıdır.

 

Bir diğer husus Müslüman anti-kapitalistlerin ortaya çıkışıdır ki bu da Türk-İslam Medeniyeti için ciddi tehlikedir. Daha önce de söylediğimiz gibi biz kendimizi Batılı tabirlerle ifade ettiğimiz sürece kavram kargaşası devam edecek ve mefkûreler anlaşılmaz hale gelecektir. Bir kere Müslüman kendisini başka sıfatlarla nitelemez. Ama “benim düşüncem şudur” diyebilir. Mesela zenginliğe karşı olan Müslümanların önce Hazreti Muhammed ve Dört Halife’nin hayatına bakmaları icap edecektir ki onlar da deve kervanlarıyla ticaret yapan zengin zatlardır. Osmanlı’nın sermaye sınıfı oluşturamamasında, mülkiyet konusunda sünneti takip etmemesi, bu konuda devletçi politikalar uygulaması önemli bir sebep teşkil etmektedir. En önemlisi emekle kazanılmış, çalışkanlıkla elde edilmiş mülkiyet dinimizde kutsal sayılmıştır. Sosyalizm’in tersine bizde “eşitlik değil adalet önemlidir”. Bu adalet anlayışı, “fırsat eşitliği” sağlamayı da gerekli kılar bizim medeniyetimizde ama çalışkana da tembele de “eşitlik” vaat etmez. 

Dolayısıyla “liberal veya anti-kapitalist Müslüman” nitelemesi yerine“özgürlükçü ve adaletçi Müslüman” nitelemesini daha uygun buluyor, insanımızı hem daha anlaşılır olmaları hem de çatışmayı engelleyebilmeleri için, onları Yunus Emre arılığında bir Türkçe’ye davet ediyoruz.       

Bir hususta daha Milletimize ve Medeniyetimize bir uyarıda bulunmak istiyoruz.  Ortadoğu’da meydana gelen Arap Uyanışı, Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle ortaya çıkan Türk Dünyası, esir Türk Cumhuriyetleri ve 620 yıllık imparatorluk geçmişimiz bağlamında geleceğe yönelik bir ufuk oluşturmak için şu hususa da dikkat çekmek istiyoruz: Amerika’daki din, vicdan ve düşünce özgürlüğü anlayışı ile farklı ırk ve dinlere yaşama hakkı tanıyan anlayış, Osmanlı’daki anlayışın aynısı olup, ABD’nin kurucularının Osmanlı modelinden ciddi anlamda yararlandıkları, ancak zamanın ruhuna göre bireysel özgürlükleri öne çıkardıkları bilinmektedir.[1]Kanaatimizce Türkiye de bölgesinde lider olmak, Türk Dünyası ve Ortadoğu’yu yönlendirmek istiyorsa, aynı modeli takip etmeli, Azeri, Özbek, Tatar, Uygur, Kürt ve Arap’ın dil ve kültürlerine saygılı olmalı ve yaşama hakkı tanımalıdır.

Sonuç olarak, TAKLİDİ esas alan, insanları robotlaştıran, alimleri tabulaştıran “geleneksel din anlayışı” ile “adalet ve çalışkanlık yerine tembellere de eşit mülkiyet isteyen, özel girişimi ve üretkenliği yasaklayan”Tekelci Devletçilik ve Sosyalist anlayış, kısacası bireylerin ve kültürlerin gelişmesinin önünü tıkayanÖzgürlük Karşıtı Anlayış, Türk-İslam Medeniyeti’nin geleceğini 21.Yüzyılda da tehdit etmektedir. Bu nedenle Müslüman Türk aydınları çok uyanık olmalı ve tehlike kapıya dayanmadan Milletine ve Medeniyetine uyarılarda bulunmalıdır. Burada yapmak istediğimiz şey, “bir Ebu Hanife sorumluluğuyla”, şahsımıza yönelebilecek eleştirileri göze alıp kendimizi Türk/İslam Medeniyeti’nin geleceğine feda etmek, bu çerçevede uyarılarımızı hem iktidar sahiplerine hem de Türk/İslam Medeniyetinin her bir ferdine duyurmaktır... 

Ali AYGÜN

Yorumlar
Yorum Yaz
500 karakter kaldı...