Döviz Kuru Altin Fiyatlari
Gazete Manşetleri
Anket
1 Kasım Seçimlerinde Hangi Partiye Oy Vermeyi Düşünüyorsunuz?

1 Kasım Seçimlerinde Hangi Partiye Oy Vermeyi Düşünüyorsunuz?

  • Ak Parti
  • CHP
  • MHP
  • HDP
  • SP
  • DİĞER
Faydalı Siteler
  • T.C Kimlik No
  • TSK
  • SGK İşlemleri
  • Motorlu Taşıtlar Vergi Sorgulama
  • Ev Telefonu Faturası
  • Turkcell Fatura
  • Vodafone Fatura
  • Avea Fatura
  • Tren Hareket Saatleri
  • Uçak Hareket Saatleri
  • Vapur ve Feribot Saati
Alıntı Yazarlar
Yazarlar
06.04.2011 13:17

Tekasür Suresi ve Sekülerizm

Tekasür Suresi ve Sekülerizm
Dünyevileşmeden yaşamak için Yunus’a da bakmak lazım değil mi? Yunus Emre, yediyüz yıldır gönlümüzde yaşıyorsa yatları katlarıyla değil, Allah ve Rasülünü sevdiği için o aşkları terennüm ettiği için hayvani yönümüze değil, ruhani yönümüze, özümüze, aslımıza hitap ettiği için aramızda yaşamıştır.

Surenin adından bahsedip kendinden bahsetmemek olmaz.Mevdudi,Tefhimu’l Kur’an’da sureyi şöyle açıklar: "1(mal, mülk ve servette) Çoklukla övünmek, sizi tutkuyla oyalayıp kendinizden geçirdi. 2.Öyle ki (bu) mezarı ziyaretinize (kabire gidişinize, ölümünüze ) kadar sürdü. 3. Hayır; ileride bileceksiniz, 4.Yine hayır; ileride bileceksiniz. 5. Hayır; eğer siz kesin bir bilgiyle bilmiş olsaydınız, 6.Andolsun, o çılgınca yanan ateşi de elbette görecektiniz. 7.Sonra onu, hiç tartışmasız yakin gözüyle görmüş olacaksınız. 8. Sonra o gün nimetten sorguya çekileceksiniz."

Gerçekten de birinci ayet üzerinde düşüncemizi yoğunlaştırdığımızda ayet yalnız dünün insanını değil, günümüz insanının da içinde bulunduğu gaflet halini çok güzel ifade ediyor. Gafleti belirten en güzel kelime grubu da "kendinizden geçirdi" ibaresidir. Kendinden geçen insan ne yapar? Aklını gereği gibi kullanamaz. Düşünemez. Dünya sarhoşu olur. Öyle ki bu sarhoşluk kabre varıncaya kadar devam eder. Niçin yaratıldığını, ne olduğunu , ne olacağını düşünemez. Bunları düşünecek vakit bulamaz.Mal, mülk; makam mansıp peşindedir. Olması gerekeni, Allah’a kulluğu erteleyip durur. Hatta kendince meşru bir de kılıf bulur. Çalışmak da ibadettir, der. Batı dünyasının ulaştığı zenginliği elde edip yılların verdiği geri kalmışlık kompleksinden kurtulacaktır. Sonrasında ise malıyla, parasıyla, başarısıyla övünme duygusuyla kendini avutacaktır.

Yanlış anlaşılmasın, İslamda mal mülk edinme teşvik edilmiştir. Hz.Hatice validemizin, Hz.Ebubekir(r.a.)in zenginliği olmasaydı Allah(cc) onların malını mülkünü islama hizmet için vesile kılmasaydı bu davada ne kadar başarılı olunabilirdi?

Bu örnekler göz önünde bulundurulduğunda şunu söyleyebiliriz: Çalışmak, kazanmak elbette gerekli, ama nasıl kazanıldığı, nerelere harcandığı konusunda ölümü hatırlayarak, hesabının verileceğini düşünerek, büyüklenme hissine kapılmadan hareket etmek gerekir. Dünya- ahiret dengesini çok iyi ayarlamak gerekir. Kasas Suresi 77. ayet bu düşüncemizi teyit eder nitelikte."Allah’ın sana verdiğinden (O’nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma.Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama."

Dünyayı isteme konusunda insanları dikkatli ve temkinli olmaya davet eden diğer ayetler de İsra suresinin 18-19. ayetleridir. "Her kim bu çarçabuk geçen dünyayı dilerse ona, yani dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadarını dünyada hemen verir, sonra da onu kınanmış ve kovulmuş olarak gireceği cehenneme sokarız. Kim de ahireti diler ve bir mümin olarak ona yaraşır bir çaba ile çalışırsa, işte bunların çalışmaları makbüldür."

Kur’an-ı Kerimde bu ve benzeri ayetler oldukça fazla. sanki Tekasür suresinin tefsiri gibi. Sanki günümüz Müslümanlarında giderek yaygınlaşan seküler anlayış ve onun doğurduğu sonuçlara karşı sunulan bir reçete. Müslüman oluşuna toz kondurmayan, ama içkisinden, kumarından, kadınından, eğlencesinden vazgeçmek istemeyen, tevbesini ve ibadetlerini yaşlılığına saklayan inanmış insanların sayısı oldukça fazla.

Dünya nimetlerini insana sevdiren Allah(cc), bu nimetleri nerelerde nasıl kullanmamız gerektiğinin yolunu kur’an-ı Kerim’de göstermiştir zaten. Sık sık bu nimetlerin geçiciliği, asıl olanın, ebedi nimetlerin elde edilmesi olduğu vurgulanmıştır. Demek ki elde etmiş olsak da olmasak da dünya nimetlerini çok fazla gözümüzde büyütmemeliyiz. Keşke Yunus Emre gibi düşünüp şöyle diyebilseydik:

Ne varlığa sevinürem

Ne yokluğa yerinürem

Aşkın ile avunuram

Bana seni gerek seni

Dünyevileşmeden yaşamak için Yunus’a da bakmak lazım değil mi? Yunus Emre, yediyüz yıldır gönlümüzde yaşıyorsa yatları katlarıyla değil, Allah ve Rasülünü sevdiği için o aşkları terennüm ettiği için hayvani yönümüze değil, ruhani yönümüze, özümüze, aslımıza hitap ettiği için aramızda yaşamıştır.

Ne Süleyman’ın hazineleri, ne Karun’un malı, ne Babil’in asma bahçeleri, ne de Semud kavminin o sağlam yapıları… Hepsinin yerinde yeller esmiyor mu şimdi?

Sekülerleşme yalnız günümüzde değil geçmiş kavimlerde de görülmüştür.Dünya görüşü olarak ilk defa Batı da 1450- 1550 yıllarında yani ortacağda kendini göstermiş. Büyücülerin ve hurafelerin istilasına uğrayan hristiyan dünyası sosyal, siyasal,kültürel, bilimsel her türlü ilerlemenin önünde duran kilise destekli bu zihniyeti yok etme çabası içine girmiştir.

"Seküler hayatın önemli mimarlarından olan Max Weber modern seküler toplum şartlarına "dünyanın büyüden kurtulması"diye atıfta bulunmuştur.O yıllarda batı insanı geniş ölçüde hurafeye dayalı görüş ve inançların etkisi altında idi. Mesela akli rahatsızlıklar insanın içine şeytanın girmesi olayı olarak yorumlanıyordu.İnsanın içine giren şeytanı kovmak için ona işkence yapılarak kovulabileceğine inanılıyordu. Öte yandan havaların kötü gitmesinden deprem felaketine, salgın hastalıklardan kuyruklu yıldızın çıkmasına kadar tek sorumlu büyücülerdi.Bunların hakkından gelmek için ise gelişmiş teknikler(!) uyguladılar.Almanya’da 1450-1550 tarihleri arasında büyük çoğunluğu diri diri yakılmak üzere yüz bin büyücü öldürülmüştü."*

Weberyen yaklaşımını baz alırsak İslam’ın hakim ve belirleyici olduğu Müslüman toplumlarda Batı’daki gibi sekülerleşme ve rasyonelleşmeye ihtiyaç olup olmadığı sorulabilir. Birazcık Kur’an’ı okuyup anlamaya çalışan biri büyücülüğün, kehanetin, falcılığın şiddetle yasaklandığını görecektir. Zekat ve sadakayı sürekli emreden bir anlayışın tembellikle, miskinlikle, uyuşuklukla, ataletle ne işi olabilir? Eğer Müslüman toplum Kur’an merkezli yaşamayı devam ettirmiş olsaydı bugün Amerika’dan da, Çin’den de, Japonya’dan da daha ilerde olabilirdi. Bahsi geçen ülkelerde insan hak ve hürriyetleri gaspedilerek kazanılmış bir zenginlik söz konusu. İnsanlarının mutlu olduğu söylenemez. Amerika halkının paranoyak olduğu, Japon insanının belli bir yaşa gelip çalışamaz olduğunda intiharı seçip hayatına son verdiği, Çin’in ucuz, kalitesiz, sağlığa zararlı maddelerden yapılmış mallarını dış pazarlara sürüp ahlak dışı kazançlar elde ederek zenginleştiği görmezden gelinemez herhalde.

Batı, ortaçağda dibe vurmuşluğunun hıncını dinden uzaklaşarak seküler ve laik anlayışı toplumuna empoze ederek çıkarmaya çalışmıştır. Onların içinde bulunduğu o günün şartlarını düşünürsek seküler, laik anlayışın toplumlarında kabul görmesinde çok da haksız olmadıkları ortaya çıkar.

"…Bediüzzaman, dünyalılaşma olayının çağımızda bu ölçüde yaygınlaşması ve derinleşmesinin gerçekten hayret edilecek bir durum olduğuna dikkat çekerek tahlile girişir.Ona göre bu durum insan fıtratının bir sapması, duygularının denge durumunun bozulması, duygulardan birinin diğer duyguları esir alması olayıdır. Bu duygunun ise kişinin hayatının kalitesini ve zevkini artırmaya ve o kaliteyi korumaya yönelik "hırs"olduğunu ifade eder.Bu "hırs" damarı çağımızda öyle kışkırtılmış ki diğer tüm hissiyatı çevresinde toplamış, onların yapılarını adeta mefluç hale getirmiştir."*(2)

Dünyevileşme tehlikesine karşı fıtrattan sapmama, dünya ve ahret dengesinin korunması gerekir.Bu dengenin nasıl korunacağını başta "tekasür" ve"asr" sureleri bize öğretmektedir. Gelin tekrar tekrar içimize sindirerek, damarlarımızdan akıtarak okuyup anlamaya, anlayıp yaşamaya çalışalım. Bizden öncekiler gibi biz de öleceğiz madem, ahiret hayatımızı dünya menfaati karşılığına satmayalım. (*1,2 Köprü derg.)

Rukiye GÜLŞEN


Yorumlar
Yorum Yaz
500 karakter kaldı...